29 Ekim 2017 Pazar

HİÇ OLMAZSA SADECE KENDİME YAZIYORUM

Yazmayı, yazabilmeyi düşünmek.
Büyük hevesle çıktığım blogger'lık maceramda uzun bir zaman bir şey yazmadım, yazamadım. Sebebini de bilmiyorum aslında. İrdelenecek çok da bir şey yok sanırım. Cümleleri toparlayamadım, yazacak konu olsa, heves, motivasyon olmadı vs.

Bloga vakit ayırmamak, yazıya küsmek, aslında bir yandan da kendi içsel yolculuğuma bir kırgınlık, küslük anlamına geldi benim için.

Öyle ya, beklentim neydi bu bloğu açarken? Kaç kişi tarafından okunmayı bekledim, ne kadar tıklansın istedim? Evet, doğruya doğru, herkes okunmak ister. Fakat öte taraftan düşününce de zaten beklentileri yüksek tutmamıştım. Yazar mıyım? Hayır. Böyle bir iddiam oldu mu? Hayır. Kalemim güçlü mü? Hayır.

Ve şunun ayırdına varmam gerekti belki de: Neticede her şeyden önce kendim için yazıyorum.
İyi, kötü, saçma, doğru vs. Her şeyden önce bir günlük, bir anı vazifesi görüyordu bu blog benim için. Yazmak bu yüzden iyi.

Geçmişe dönük bir yolculuk, bir kayıt tutma meselesi aslında. İçimde ne varsa dökmek, varsa kendimce değerli bulduğum mesele, fikir, aklımdan geçip gideceğine sabun köpüğü misali, bir yerlerde kayıtlı dursun istedim.

Bir şeyler yazmaya karar verince, böyle bir itiraf yazısı yazma gereği duydum kendimde. Neden yazmıyorum, yazamıyorum?''  sorusunun kendimce cevabını bulmak istedim.

O yüzden ''devam'' dedim. Yazmak istedim yeniden. Kendime en azından. Hiç olmazsa kendime. Kendi düşlerime, yolculuklarıma, anılarıma, kırıklıklarıma, zevklerime. Bir köşede dursun yazdıklarım. Umarım bundan sonra daha sık yazarım.

Varsa oralarda bir yerde, bir avuç okuyan kaldıysa, onlara da selam olsun o halde.



Bumerang - Yazarkafe